Ana içeriğe atla

Hermann Hesse - Siddhartha

Tarihe isimlerini altın harflerle kazımayı başaran büyük yazarların birçoğunun da eserlerinde ve yaşamlarında ele aldığı, romanlarına konu edindiği insanın bendini arayışı ve nefsiyle mücadelesini en belirgin ve akıcı bir dille ele alan yazarların başında nitekim Hermann Hesse gelmektedir. Siddhartha adlı romanda Budizm’in temel felsefesi ve insanın bendini arayışı en güzel biçimde anlaşılmaktadır. Siddhartha, Hermann Hesse’nin Buddha yani Siddhartha Gautama’nın hayatını konu alan, Budizm felsefesinin içrek yönlerini uzmanlıkla işleyen yazarın en ünlü eseridir. Romanın başkahramanı olan Siddhartha, arkadaşı Govinda’yla beraber Nirvana’ya ulaşmanın ve hakikati bulmanın gayretiyle yollara düşmüşlerdir. Bir prens olan Siddhartha’nın babasının yanından çekilip, ormanlara çekilmesi ve sürüp giden hayatının anlatıldığı roman Budizm felsefesiyle harmanlanmıştır. Okuru başkalaştıran, sorgulamaya ve arayışa yönelten eşsiz bir eserdir.
Kitabın çok şık bir dilinin olması belki de doğu felsefesinin naifliğinden ve sadeliğindendir. Kitaba başlamakla farklı ufuklara doğru yolculuğa çıkılmaktadır. Kitap öyküsünde okuru alıp farklı diyarları dolaştırırcasına farklı kültürlere dair ilginç pek çok şey öğretmektedir. Okuru öğrenirken sürekli araştırmaya itmektedir. Hint ve Budizm kültürüne dair sunduğu öğretici yaklaşımıyla, öğrenme eğilimi sürekli olarak öncelikli teşvik unsuru olarak görülebilir. Kişiye bendini, nefsini ve kendini sorgulamayı öğretmekle beraber fazlasıyla sorgulamaya da teşvik ediyor. Öncelikle üç yüce edimi tanıma olanağı sunuyor; Oruç tutmak, yürümek ve düşünmek. Yürüme eğilimi kitapta bekleme eğilimiyle de verilmektedir. İslam dinin temel ibadetlerinden olan, Oruç tutma eğilimi kitapta öyle işlenmiş ki, farklı bir bakış açısı kazandırıyor adeta insana ve insanlığa. Bu durum haliyle okuru Budizm inancından koparıyor zaten. Okur kendi kültürüyle bu sayede bir fark göremiyor. Yazar evrensel dili yakalamayı iyi başarmış. Romanda iki defa buluşma noktası konumunda verilen Irmak ilahi bir temsil niteliğinde gibi.

Irmağın ve iki yakası arasındaki geçişi sağlayan kayığın hem Budizm, hem insanlığın iç dünyası ve de temel mana bakımından da ayrıca bir önem arz ettiği kanaatindeyim. Belki yaşamı, belki bir insanın gün içindeki durumunu, belki de daha farklı imgeleri temsil etmektedir. Ayrıca kayıkçı Vesudeva isminin de “Irmak Tanrısı” anlamına gelmesi farklı bir mana uyandırmaktadır kişide.

Irmak aslında yaşamı, dünyayı da anlatmaktadır. Bir yanı zenginleri, diğer tarafı fakirleri anlatır aslında, bir tarafı bilgeleri diğer tarafı cahilleri anlatabildiği gibi. Dünyevi zevklerde yok olanları, dünyevi zevklerden uzak mutlu yaşayanları anlatıyor olabileceği gibi. Siddhartha’nın oğlunun gittiği yaka, şehrin bulunduğu yaka dünyevi bedbaht zevkleri anlatırken, diğer yakası Nirvana’ya,  yani kutsala veya hakikate varılan yeri, bunu gerçekleştirenlerin olduğu makamı temsil eder. Kendini dünyaya kaptıranlarla soyutlayanlar diye bir ayrım anlaşılırsa, bu da cennet ve cehennemi anlatmaz mı bize?

Siddhartha ırmağın her iki tarafında da yaşamadan aydınlanamıyor. Burada yazar her ikisinin de yaşanılarak ancak kavranılabileceğini gösteriyor, bir diğer yandan da ne olursa olsun huzurun ve mutluluğun yaratıcıda var olabileceğini, gerçeğin ancak onda bulunabileceğini ve hakikatin de ancak o olduğunu anlatır gibi aslında yazar.

Siddhartha kayıkçı Vesudeva’nın yardımıyla kurtuluşa eriyor ve ermiş oluyor. Vesudeva Sankritçede Irmak tanrısı anlamına geldiğini dile getirmiştik. Bu durum bizim kendi felsefemizde, tasavvuf ilminde mürşidi kamil’i temsil ettiği söylenebilir. İnsanın bir mürşidi kamil’e varmadan kurtulamayacağını da anlatabilir. Arkadaşı Govinda ve diğer keşişlerin budaya varma arzularını günümüzde farklı tarikat, görüş, ideoloji vs. olarak görürsek, bu durumda Vesudeva ise nirvana’ya yani tanrıya varmaya yardımcı olacak bir kişi, bir öğretici olduğu kanısına varılabilir. Bu kişi ister, bir mürşit, ister bir peygamber olarak görülsün asıl kanı bir rehberin olması gerekliliğidir. Diğer insanları kendilerinden küçük gören Samanalar farklı fikirlere sahip cemaatler olarak algılanabilir. Siddhartha ise onlardan farklı olarak yaratıcıya olan sevgisi sebebiyle nesneleri, varlıkları, her şeyi yaratılmış olmaları ve yaşıyor olma durumlarından ötürü sevmektedir. Buradaki mantık bize aslında Yunus Emre’nin şu sözlerini hatırlatmaktadır. “Yaratılanı severim yaratandan ötürü…”

Kitap ayrıca defalarca farklı yollarla vurguladığı bir hususa özellikle değinmektedir. Bu da aydınlanmanın yol gösterici olarak nitelendirdikleriyle değil, bizzat kişinin kendice kendi yolunu, kendi çıkarımlarıyla bulmaya çalışmasıyla gerçekleşebilmesidir.  Romanda güler yüz her ne olursa olsun değişmeyen bir nitelik ve aydınlanmışlığın bir belirtisi gibi yansıtılmıştır. Derinliğin dışında bir babanın evladına olan karşılıksız sevgisi ve bu sevginin ancak bir baba olunduğunda anlaşılabileceğini de en güzel örnekle anlatmıştır.

Romanda her üslup, her imge ve sözcük kendince bir mana ifade etmektedir. Budizm felsefesine yüzeysel değinilerek ele alınan ve tüm insanlığı nesillerce ilgilendirecek olan insanın kendini arayışı hususu İslami felsefe içerisinde de derinlemesine incelenmiş ve birçoklarca irdelenmiştir. Hermann Hesse dışında Alman yazar J. W. Von Goethe, Thomas Mann gibi yazarlar da bu tarz hususlara değinilen eserler kaleme almıştır. İslam felsefesinin temelini oluşturan tasavvufta en belirgin şahsiyetler; Hz. Mevlana, Yunus Emre, Gazali, Fuzuli, Tebrizi gibi önde gelen şair, zat ve din alimleridir.

Siddhartha adlı romanın büyüklüğünü ve muazzamlığını Henry Miller şu sözlerle ifade etmiştir.

“Genel olarak herkesçe kabul edilen Buddha imgesini aşan bir Buddha yaratmak, daha önce eşine rastlanmamış büyük bir başarıdır. Benim gözümde Siddhartha, Kutsal Kitap’tan kat kat üstün bir ilaçtır.”

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hacı Murat

Kafkaslarda bir yiğidin hikayesi. Yazarı Tolstoy olan Hacı Murat adlı romanımız kafkaslarda Şeyh şamil döneminde yaşananları ve o döneme ait bir hikayeyi konu edinmiştir. İlk başta yazarı Rus, kitabın adı Türk ismi diye garipseyebilirsiniz. Fakat Tolstoy'un asker kökenli bir yazar olduğu ve genellikle kafkaslarda Türklere, Tatarlara ait romanlar yazdığı bilinir.

Hacı Murat Şeyh Şamil',n en yakın arkadaşıdır ve bir süre sonra Şamil'den ayrılıp Ruslarla beraber olduğu bir hayata başlar. Rus yanlısı olmamasına rağmen, Şamille aralarında çıkan tatsızlık nedeniyle, vatan haini ilan edilmiştir. Hacı Murat, dindar ve oldukçada milliyetçi bir karaktere sahip, güçlü ve cesur bir adamdır. Hayatın zorlukları ve çıkmazlar nedeniyle Ruslarla irtibat içerisinde yaşamaya mecbur bir adamın öyküsü bu kitapta ele anlınmıştır. Romanı okurken olayların ve yaşananların ötesinde o döneme gidecek ve bir an o dönemde yaşadığınızı hissedeceksiniz. Normal bir okur olarak bu romanı okumak etkileyici…

Zeus

Günümüz dünyasında gerçek olmadığı kanaatine varılmış olan Mitolojik kavram ve görüşler günümüze kadar efsane ve söylentilerle ulaşmış durumda. En görkemli mitolojiye sahip olan Yunan mitolojisinin baş Tanrısı olan Zeus'a dair bir çok özellik ve bilgi bu kitapta özenle sunulmuştur. Zeus'un yaşamı, özellikleri ve yaptıklarına yer verilen kitap, akıcı ve oldukça da basit bir dille anlatılmıştır. Kitapta Turuva savaşı ve afrodit gibi bir çok tanrıçaya da yer verilmiş ve İlyada destanından da söz edilmiştir.